KURDICA - Die Kurdische Enzyklopädie  
  Willkommen Home |  Über Kurdica |  Gästebuch |  Sponsoren |  Feedback  
Suchen


Menü

Milliyetçilik ve Tarih-1

Montag, den 03.02.2010

Milliyetçiliğin Ortadoğu’da yerleşmesi beraberinde Sünnilik ve Şiilikle sınırlanan kollektif islamî kimliğin belirli bir ölçüde aşınmasını ve tali duruma düşmesini getirdi. Geçici doruklanmaları olsa da (kurtuluş savaşları, ermeni tehciri, katliam vs.) bu bölgede milliyetçi akımlar hep rasyonellik ve meşruiyet arayışında olmuşlardır. Zaten batı ithalatı bu ideoloji, ortadoğuda zaman zarfında tekrar tekrar konseptlenmis, bölgenin mevcut değer ve paradigmalarıyla uyumlulaştırılmıştır. Bunun en büyük örneğini Türk-İslam sentezi teşkil ediyor.

von Baran Ruciyar
 

Ortadoğu milliyetçiliği bir yandan zemin arayışı içindeyken, diğer yandan siyasi ve etnik milliyetçilik arasında gittikçe belirsizleşen sınırları derinleştirmeye ve köklendirmeye eğilmiştir. Dolayısıyla milliyetçi görüşün bugünkü milli ve etnik sınırları geçmişte araması bu paradigmanın taşıyıcı motivasyonu ve ana unsurlarındandır. Sınırları geçmişe yansıtmak bazı noktalarda rekabete ve anlaşmazlıklara neden oldu. Bunlar başlıca metod ve kriter uzlaşmazlığıdır: milli, etnik kimlikleri geçmişe yerleştirmede yerine göre keyfi etnisite, dil, kültür, irk ve köken ölçü alınmıştır. Örneğin Selçuklular ve Harzemşahlar, Türkiye’deki milli tarihe göre Türk’türler ve kutsal Türk milletinin“ tarihindeki en önemli yapıtaşlarındandırlar. Ama Fars ve batılı bilim adamları Selçuklulardan bahsederken, Türk kökenlilikle yetiniyorlar. Çünkü Selçuklular, Farsça konuşmuşlardır. Fars kültürünü himaye etmişlerdir. İşi damardaki ‘’kutsal kana’’ indirgemeden Selçuklulara Türk demek mümkün değildir. Aynı problem ve durum Kürt hanedanlıkları için de geçerlidir.

Geçmişi kendi varlığının sebebi olarak gören milliyetçilik, geleceğini ise romantikleştirerek geçmişin yeniden dirileceği zaman olarak tahayyül eder. Tarihte gelecek için ilham bulan milliyetçiliklerin tarihî kahramanları ve devletleri bundan yüz sene öncesine kadar neredeyse unutulmuşlardı. Bunların yeniden keşfedilmesini sağlayan ise batılı oryantalistler oldu. 19. yy. sonlarında gerçekleştirilen kazılar ve yeniden keşfedilen eski yazılı kaynaklar/tabletler Ortadoğu’da yeni tarihî mitosların imal edilmelerini sağladı. Örneğin eski Asurilerle belki de hiç alakaları olmayan Süryaniler ve Keldaniler batılı oryantalistik kaynaklardan esinlenerek, Asurilerin onların ataları olduklarını düşünmeye ve onlar gibi örtünmeye başlamışlardır. Konu İranî halklar açısından da farklı olmamıştır. Batı, oriyentalistliği iranî dilleri konuşan, Fars, Kürt, Afgan, Oset ve Beluç gibi halklar arasında değişik milletyetcilik formlarının oluşmasında büyük rol oynamıştır. Oluşan yeni akımların kahramanları ve devletleri de yine batılıların eserlerinde yeniden keşfedilenlerdir. Son İran şahı Rıza Pehlevinin milliyetçi-monarşist propagandalarda, iranî hükümdarlık geleneğinin mimari olarak gösterdiği Büyük Kiros Şehnamede geçmediği gibi, bütün Pehlevi edebiyatının da adi geçmeyen kahramanlardandır. Yine bir kaç oriyentalistin fikirlerine dayanarak Kürtlerde kimilerinin varlıklarını bile sorguladığı Medlerin Kürt, Med İmparatorluğunun da dolayısıyla bir Kürt devleti olduğuna kanaat getirmişlerdir. Hâta Kürtlerin milli marşları olarak kabul ettikleri “Ey reqîb“ (Ey Düşman) de, şair Dildar söyle diyor:

Ême roley Mîdya û Keyxusrew în

(Biz Med İmparatorluğun ve Keyhüsrevin (Med imparatoru) çocuklarıyız).

Elbette sadece bununla kalmamıştır. Ulu önderlerimiz ve Önderliklerimiz hırslarını almayarak Sümerlerinde Türk daha doğrusu Kürt olduklarını iddia ettikleri de biliniyor. Bu yersiz iddialardan ilkinin TRT'de belgeselleştirilerek bizi dünya âleme rüsva ettiğini de belirtmekte yarar vardır.

Kısaca: Her milliyetçi akim kendi altın çağını yaratmaya eğilmiştir. Çünkü milliyetçi doktrine göre bir milletin geçmişi onun kabiliyetinin göstergesidir. Tarihte devlet kuramayan, bir Halid bin Velidi, Alparslani veya Harun Reşidi olmayan bir halk milletleşmekte yetersiz kalacağı gibi, en önemlisi, İsmet paşanın izniyle, hak talebinde bulunamaz! Bu yüzden olacak ki kimimizin „yurdu yok devleti vardır“, kimimizinse yurdu var, ama devleti yoktur, ‘’tarihte de olmamıştır“. Yurdu olanlar hak talep edince, devlet kurmak isteyince de bu imayla durdurulmak istenmişlerdir.


Hınıs Haber-Milliyetçilik ve Tarih-1

Publiziert am: Mittwoch, 03. Februar 2010 (5655 mal gelesen)
Copyright © by KURDICA - Die Kurdische Enzyklopädie

Druckoptimierte Version  Artikel einem Freund empfehlen

[ Zurück ]


Die Artikel sind geistiges Eigentum des/der jeweiligen Autoren,
alles andere © 2008 - 2017 by KURDICA - Die Kurdische Enzyklopädie
Seitenerstellung in 0.0311 Sekunden, mit 14 Datenbank-Abfragen | Kurdistan Online Magazin