KURDICA - Die Kurdische Enzyklopädie  
  Willkommen Home |  Über Kurdica |  Gästebuch |  Sponsoren |  Feedback  
Suchen


Menü

Şerefname'nin Yeni Baskısı Çıktı

28.02.2010

 "Şerefname"yi yeniden düzenleyip basan Yaba Yayınları'nın sahibi Aydın Doğan, dört yüz yıl önce yazılmış kitabın, "Kürtler'in kimliği" olduğunu söyledi.

Tarihçiler tarafından "çağının çok ilerisinde", "döneminin masalsı ve efsane etkilerinden uzak"; "günümüzün objektif bakış açısına sahip bir başucu kitabı" olarak tanımlanan ve dönemin Bitlis Hükümdarı Şerafeddin Han tarafından yazılan Şerefname, geniş bir araştırma neticesinde kaleme alınan, Kürt halkının yazılı tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak biliniyor.

Yaba Yayınları tarafından, alanında uzman kişilerce tekrar ele alınan Şerefname’yi yayına hazırlayan yayınevi sahibi Aydın Doğan, kitap hakkında AKnews’in sorularını yanıtladı. 
Bir yayınevi olarak neden Şerefname’yi yayınlamayı seçtiniz?

şerefname aydın doğan
Ortadoğu’nun eski halklarından olan Kürtler'in, kendilerini bulacakları, bir sosyolojidir Şerefname. En önemlisi bu Şerefname bildiğimiz Şerefname’nin çok ilerisindedir. Bilindiği gibi tarihler genellikle egemen anlatırlar. Halkın tarihi pek nadir görünmüştür, hakir görünmüştür. Şerafeddin Han Şerefname ile bu egemenliği kırıyor bir bakıma. Ağırlıklı olarak halkını ve halkları anlatıyor. Çünkü beylikler, aşiretler birer halk topluluğudur.
Özellikle bilinmesi gereken bir yanı var bizim yayınladığımız Şerefname’nin. Bu, açılımı yapılan bir Şerefname’dir.

Şerefname’nin ilk Türkçe çevirisi Mehmet Emin Bozarslan  tarafından iki cilt olarak 1971 yılında yapıldı. Türkçe basımının hemen ardından 12 Mart askeri darbesi oldu ve Şerefname anında yasak kitaplar listesinde yer aldı. Sonraki yıllarda aynı çevirinin başka yayınevlerince basılanlarının ise sağlıklı olduğu söylenemez. Örneğin ilk basımda iki cilt halinde yayınlanan eser, sonraki basımlarda tek cilt olarak çıktı. İkinci cildi oluşturan “İran Kürdistan’ı”  eki alınmadı. Yakın dönemde Avesta Yayınları’nın Ziya Avcı tarafından Kürtçe'ye çevrilerek  tek cilt halinde yayınladığı Şerefname’yi ise temiz işçiliği bakımından ayrı tutmalıyız. Ne var ki Kürtçe'ye hangi dilden çevrildiği belli değil. Kürt tarihi ve kültürü üzerindeki kâbûsa dönen yasak ve inkâr politikaları, Cumhuriyet'in her döneminde kendini ağır hissettirdiği için Şerefname’nin bazı basımlarının kaçak, gizli yapıldığı da söylenebilir.

Şerefname’nin yazım dili bilindiği gibi Farça. Kürtçe yazılmamış olmasını bir kayıp olarak nitelendirebilir miyiz?

Şerafeddin Han, Kürt tarihini, kültürünü geniş kitlelere tanıtmak için, dönemin egemen dili olan Farsça'yı tercih etmiş olabileceğini düşünüyorum. Çünkü yazar, Kürtler'in dilini unutacağını düşünmüyor, daha çok tarihini düşünüyor. Bugün, terminoji olarak kullanılmayan bir dilin zamanla unutulup silineceği bilimsel olarak kanıtlanmaktadır elbet, ama tarihçimiz 400 yıl önceden Kürtler'in bugünkü konuma gelebileceğini nereden bilirdi? Yine de bu halkı iyi tanıyor ki; dili ve kültürü elden gidiyor uyanışıyla emperyalizme karşı uzun soluklu bir özgürlük savaşı başlattı. Bu açıdan baktığımızda Farsça yazılmış olması daha yararlı olmuştur diyebiliriz. Dünya dillerinde okunan bir Kürt tarihi var artık. Şerefname dünya ölçüsünde ölümsüz eserler arasında yer almış ve çözümlemeleri yapılmıştır. Düşünelim; Kürtçe yazsaydı bu gücünü bulur muydu? Tarihçimiz görevini yapmış; bundan sonrası Kürtçe yazacak yeni tarihçilere kalıyor.

Şerefname’nin günümüze taşınmasında Fransız tarihçi Charmoy’un rolü yadsınamaz. Charmoy hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Fransızca basımında François Bernard Charmoy’un unvanları şöyle sıralanıyor: “Emekli, devlet danışmanı, Rusya İmparatorluk Bilimler Akademisi ve Nancy  Stanislas Akademisi Yazışmanı, St. Petersbourg İmparatorluk Üniversitesi eski Farsça Dil ve Edebiyatı Profesörü, Dışişleri Bakanlığı Doğu Enstitüsü Farsça ve Türkçe Öğretim Görevlisi, İmparatorluk Halk Kütüphanesi Onursal Kütüphanecisi, Paris ve Londra Asya Kurumu, Kopenhag Eski Eserler Kraliyet Kurumu, Moskova Doğa Kurumu Üyesi. Rus Aziz Vladimir aşaması üçüncü sınıf ve St. Anne aşaması ikinci sınıf  Şövalyesi elmaslı nişanlarının sahibi.” 

Kısacası François Bernard Charmoy’u tanımadan, bu yayınladığımız Şerefname’nin özel yapısını anlayamayız. Yaşamının en verimli yıllarını; Kürtleri incelemeye, tarih araştırmalarına veren Charmoy, 14 Mayıs 1793’de Soultz-Haut-Rhin’de doğmuş, 1869 başında Aouste’de ölmüş ve bir Fransız oryantalisti olarak ünlenmiştir. 1835 yılından itibaren özel olarak Kürt dili ve tarihi ile ilgili araştırmalara ağırlık verir ve Kürt ulusunun Şerafeddin Han tarafından tarih sahnesine taşınmasını ele alır. Eseri aslından, ikinci bir elyazmasından Fransızca'ya çevirir. Bu büyük ve ilişkiler bakımından çok önemli eserin 1. baskısı “Cheref-Nameh ou fustes de la nation kourde” adı altında 4 cilt halinde Petersburg’da 1868 tarihinde basılır. Bu çalışmasını dünya kültürüne armağan ettikten bir yıl sonra, 1869 başında ölür.

Söylemek gerekirse; birinci derecede Şerafeddin Han nasıl ki Kürtleri Şerefname ile tarih sahnesinde ölümsüz kılmışsa, François Bernard Charmoy da aynı derecede dâhiyane çalışmasıyla, "Notlar ve Açıklamaları"yla bu dev eserin basamaklarını daha da zirveye çıkarmıştır. Şerefname’yi açıklayıcı notlarla zenginleştirirken, tavrı bilimseldir. Kâtip Çelebi’nin "Cihannüma"sı ile Homer’in "Dünya Tarihi" başta olmak üzere, dünya ölçüsünde  kabul edilen büyük tarihçilerin eserlerini kaynak gösterir. Bu nedenle çağları aşan bir tarih hazinesini günümüze taşımıştır diyebiliriz. Bu eseri halkımıza sunmaktan büyük onur duyarız.

Göründüğü kadarıyla geniş kapsamlı ve uzun soluklu olan bu projenin maliyetleri bir yayınevini korkutabilecekken, sizi bu araştırmayı gerçekleştirmeye sebep olan gerekçeler neler?  

şerefname2
Haklısınız. Yorucu, kapsamlı, maliyeti yüksek bir yayın oldu bizim için. Hem parasızlıktan hem imkânsızlıktan bu eserin fotokopilerini yaklaşık on yıl el değmeden sakladım. Biz emek yayıncılığı diye tanımlanabilir bir yayın emekçisiyiz. Yani işimizin hem patronu, hem işçisi, hem de editörü ve hamalıyız. Yayınevini kurarken koyduğumuz ilkeler vardı. “Anadolucu, çağdaş, halklara saygılı bir yayın çizgisi” diye. Modaya hiçbir zaman kapılmadık. “Çok satanmış, popülermiş” bunlara yüz vermedik. Az kazanan bir yayınevi olarak kaldık, ama her zaman satacak kitaplar yayınladık. Bir editör olarak, benim için kitap bir şey söylemeliydi.

30. yayın yılımız yaklaşınca dolapta bekleyen Şerefname’yi varımla yokumla ele aldım. Böyle bir eseri bugün yayınlamayıp ne zaman yayınlayacaktım? Sıra bekleyen birçok kitabı erteledim, Şerefname üzerinde yoğunlaştım. İlk çeviriyi Celal Kabadayı arkadaşımız Kürt Tarihi Etnoğrafya Coğrafya bölümüyle yaptı. ODTÜ mezunudur. İngilizce, Fransızca, Almanca biliyor. Vedii İlmen İstanbul eşrafından, Süreya Paşa’nın torunlarındandır. Robert Kolej’de okumuş, İngiltere’de mühendislik eğitimi görmüş, emekli. Yetmişinden sonra çevirmenimiz oldu ve olağanüstü başarı sergiledi. İngilizce ve Fransızca biliyor, tarihe meraklı. Şerefname’nin en zor bölümü olan "Notlar-Açıklamalar"ın önemli bölümlerini o çevirdi. Üçüncü çevirmenimiz Rıza Katı, Fransızca hocalığından emekli. Fransızca ve Arapça biliyor, din ve Kuran bilgisi güçlü. Hem ana metinleri hem Arapça pasajları çevirdi.

Heyecan büyüktü. İlk üç cilt birden çıktı. Kitabın girişinde söz ettiğimiz gibi Etnoğrafya ve Coğrafya bölümü tek cilt halinde bastığımız için Şerefname 4 yerine 5 cilt olarak yayınlanmış olacaktır. İlk sırayı alan üç cilt ana kitabın 1. ve 2. cildini kapsıyor. Geride kalan 4. ve 5. cildin çevirileri ise bitmek üzere. Bu çalışmalar iki yılı aşan süreci kapsıyor. Bu arada Celal Kabadayı’nın çevirisi tek başına basıldı ve satışa sunuldu. Sonra diğer ciltlerin tamamlanmasıyla birlikte birinci cildin gözden geçirilen, Arapça pasajları eklenen şekliyle yeniden basarak üç cildi satışa sunduk. 

Şerefname’nin özelde Kürt halkı Kürt milli bilinci, Arap-Fars ve Türk devletlerinin asimilasyon politikaları çerçevesinde oynadığı rolü özetleyebilir misiniz?

Şerefname, Kürtler'in kimliğidir. Dört yüzyıl önce yazılmış bir kimlik. Ondan ötesine yine Şerefname’deki bilgilerle ulaşabilirsiniz ancak. Çünkü olağanüstü bir kaynakçayı barındırıyor içinde. Dünyanın hemen bütün tarihçilerinin Kürtler'den söz ettiğini görüyoruz. Charmoy bunları adıyla, yazarıyla, sayfa numarasıyla not etmiş, açıklamalarda bulunmuş. Her dilden kitaplar yazılmış Kürtlerle ilgili. Üstelik bu kaynaklar 150 yılı aşan zaman öncesine ait. Bu açıdan Kürtler tarih sahnesinde yer almış halklardandır. Karakter açısından incelenmesi gerekir.

Özetle dersek; tarih sayfalarından bu bilgiler toplanabilse tarih kültürü açısından önemli bir değer elde edilecektir. Ne var ki bu işi, dil bilen akademisyenlerden kurulacak adamakıllı bir çalışma grubundan başkası yapamaz. Kürtlerle ilgili bilgilerin önemli bölümü Batı kütüphanelerindedir. Osmanlı arşivlerinde dağ gibi kaynak yığılıdır. Bunların bir bölümü yok edilmiş olabilir ama yine de azımsanamayacak kadar çoktur. O sözünü ettiğimiz devletlerin kimi İslâmi temel üzerinde durur, kimi ırkçı temelde. İslâm kendi başına milliyetçi öze sahip bir dindir. Kendi dışındakileri kabullenemez. Bu özelliğini tarih sayfalarında örneklerle gösterebiliriz. Salt İslâm’da değil, Hıristiyanlıkta daha beter durumlar var. Ortaçağ karanlığı neyin nesi? Anadolu’ya bakalım, Kürdistan’a bakalım; hepsinde Arap kültürü egemen.

Din kuran bir halk olarak Araplar İslâmı kabullendirmeyle başladılar asimilasyona. İlk darbeyi Kürtler yedi. Dilini bırakmadı ama Arap'ın dinini, kitabını baştacı etti. Böylece köle kültürü biçimlendi Kürtler arasında. Araplar kültür emperyalizmini yayma açısından dünyanın ön saflarındadırlar. Sonuçta kendileri de emperyalizmin güdümüne girmişlerdir.

Cumhuriyet Türkiyesi bilindiği gibi ırkçı temel üzerine kurulduğu için Türklük'ten başka bir tanımı istemediler. Kan döküldü. Diğer halkları dize getirdiler, ama Kürtler isyanlarını sürdürdü. Şerefname bunda bir rol oynamış mıdır bilemem. Tarihi yazılan bir halk olarak, en azından kendilerinin tarih geçmişi olduğunu kavrayanlar olmuştur elbet. Farklı bir halk, farklı bir kültüre farklı bir dile sahip olduklarını kavramışlardır en azından. Ondandır ki bugün hâlâ ayaktalar ve dilleri yaşıyor, aynı zamanda da isyandalar.   

Şerefname’yi okuyan ile okumayan insanlar ayrımı yapabilir misiniz?

“Şerefname’yi okuyan bilir, okumayan bilmez” demek en doğrusu. Şerefname sıradan bir tarih kitabı değildir. Bir halkın karakterini, sicilini, etnoğrafya ve coğrafyasını anlatıyor. Salt bu da değil, bir kültür hazinesidir aynı zamanda. Kürtleri enine boyuna harmanlarken diğer halkları görmezlikten gelmiyor. Ortadoğu’da yaşayan bütün halklar bu arenada var. Kötülemiyor; iyiler iyi kötüler kötü. Kürtler de bundan nasibini alıyor. Hilafet döneminde yazılmasına karşın yeterince bilimsel ve nahif yönü var.

Elbette ki Kürtler'in daha çok gurur duyacağı bir eser. Bazı bölümler aykırı gelebilir kimilerine göre. Örneğin Kürt efsanesini anlatırken Kürtler'in cin ve şeytanın birleşmesinden meydanagelen  halk olduğu anlatılır, ayrıntıya girmeyelim burada; bu konuları tartışmak için önce Şerefname’yi okumak gerek. Ben kendi payıma bütün efsanelerde aykırılıklar vardır diyorum. Türkler bir kurdun peşine takılarak demir dağından ölümden kurtulmuş, Kızılderililer; ‘Tanrı bizi iyi pişirdiği için olgun Kızılderili olmuşuz’ derler, Romalılar soylarını bir aslanın ilk Romalıyı emzirmesine borçlu olduklarını söyler vb.

Şerefname de yer yer mesel örnekleri vardır. Tanrı adıyla başlayan eser, Tanrı'ya ve sultana uzun övgüler düzer. Metinler arasına beyitler eklemiştir yazar; bunlardan bir tanesinin Türkçe karşılığını vererek bitirelim konuşmamızı:

“Kendi dehamıza dayanarak gürlüyorduk 
 Büyük şanlı gezegende sönmez ışığımız”


PORTRE / AYDIN DOĞAN

Öykücü, oyun yazarı ve yayınevi sahibi olan Aydın Doğan 1947 yılında Elazığ’ın Keban ilçesi doğdu. Doğan, 19 yaşında Ankara’ya giderek, 1968 yılında arkadaşlarıyla kurdukları toplulukla Ankara’nın yazlık sinemalarında komediler sahneledi. 1974 yılında günlük "Ankara" gazetesinde kısa dönem muhabirlik yapan Doğan'ın ilk öyküleri, 1976 yılında Ankara’da yayınlanan "Savaş Gazetesi"nin sanat sayfalarında, "Radyo Televizyon Dergisi", "Başkent", "Çığ" gibi dergilerde yer aldı. 1978 yılında öykülerinden "Hıdırlardan Biri", "Yapıt Dergisi" ödülünü kazandı ve aynı yıl arkadaşlarıyla kurdukları amatör grup olan "Kardeş Tiyatrosu"nda yazarlık ve yönetmenlik yaptı. 1979'da  "Yaba Sanat" olarak kurduğu dergi, 1980’li yılların ortasında "Yaba Öykü" adıyla, öykü ağırlıklı çıkmaya başladı. 1995 yılında "fikir suçu" işlediği gerekçesiyle para ve hapis cezası alması üzerine, bir süre yayınlayamadığı dergiyi, 1999 yılı sonunda "Yaba Edebiyat" logosuyla yeniden yayınlamaya başladı. Sahaflık ve yayın yönetmenliği yapan yazarın yayınlanmış "Halkın Cönk Defteri", "Afişte Ölen Adam", "Kör Pencere", "Delioğlan ve Diğerleri", "Halkın Cönkü", "Güneşli Bayır", "Kara Fıkralar", "Islak Kaldırımlar" "Şehnameden Seçme Hikâyeler", "Bir Taşralı Gencin Günlüğü" adlı eserleri var.

bş AKnews

Publiziert am: Sonntag, 28. Februar 2010 (2649 mal gelesen)
Copyright © by KURDICA - Die Kurdische Enzyklopädie

Druckoptimierte Version  Artikel einem Freund empfehlen

[ Zurück ]


Die Artikel sind geistiges Eigentum des/der jeweiligen Autoren,
alles andere © 2008 - 2017 by KURDICA - Die Kurdische Enzyklopädie
Seitenerstellung in 0.0467 Sekunden, mit 14 Datenbank-Abfragen | Kurdistan Online Magazin